Kategori Arşivi: Tümü

  • 0

ZAMANDA YOLCULUK SINIFTA DÜŞTÜ

Yazar: Gülsemin Ergün Kucba

Kategori: Tümü

Haziran aindiryının son haftaları ve beşinci sınıf öğrencileriyle ders yapıyorum. Sorduğum soruya aldığım yanıtlar eğitimi, ebeveyn olmayı ve kendimi bir kez daha sorgulamama neden oldu. “Neyi yanlış yapıyoruz?” sorusu birkaç gündür kafamda çınlayıp duruyor.

“Zamanda yolculuk yapabildiğinizi düşünün. Hangi zamana gitmek isterdiniz? Nedenleriyle birlikte düşünmenizi istiyorum.” dediğimde neredeyse sınıftaki öğrencilerin tamamı söz almak için parmağını kaldırmıştı.

Birkaç öğrenci “Anne ve babamın çocukluğuna gitmek isterdim. Nasıl çocuklar olduklarını merak ediyorum. Dinozorlar devrine gitmek isterdim. Dinozorları çok severim. Geleceğe gitmek isterdim gelecekte nasıl bir yaşam olacağını, teknolojinin ne kadar gelişeceğini merak ediyorum.” gibi yanıtlar verdi.

Bir öğrenci “ Ben geleceğe gitmek ve TEOG sorularını öğrenmek isterdim. Sonra geri gelir ve sınavda başarılı olur, istediğim bir okula yerleşirdim.” dedi.

Bir başka öğrenci “Bugünkü aklımla geçmişe gitmek ama cep telefonunun henüz bulunmadığı bir zamana gitmek isterdim. Cep telefonunu icat eder ve çok zengin olurdum. “ dedi. Bu öğrenciye katılan ve desteklemek isteyen bir başka öğrenci de “Neden icat etmekle uğraşıyorsun ki? Cep telefonunu yanında götür. İşte, bu cep telefonu de ve uğraşma.” diyerek arkadaşına akıl verdi.

Öğrencilerden gelen cevapların çoğunda lotoyu kazanmak ve zengin olmak, gelecekte başarılı bir iş kadını veya iş adamı olmak, çok para kazanmak, iyi okullarda okumak, iyi bir yerde yaşamak, başarı, başarı, başarı, para, para, para… yer alıyordu.

İlkeli olmak, dürüstlük, adalet, en önemlisi de mutluluktan söz eden yoktu.

O esnada bir öğrenci “Peki, siz hangi zamana gitmek isterdiniz?” diye sordu. Ben de “Çocuklar hayal bu ya ben Atatürk’le tanışmayı, onu yakından tanımayı çok isterdim.” dedim. Bunun yanında dikkatimi çeken bir noktayı paylaşmak istediğimi söyledim. Hepsi meraklı gözlerle bana bakıyordu. “Çocuklar mutlu olmak az önce sıraladığınız çok para kazanmaktan veya başarı olmaktan daha önemli değil mi? Mutlu, keyifli bir yaşam sürmek gibi hedefleriniz, istekleriniz yok mu?” diye sorduğumda aldığım yanıtlar durumu daha da ilginç kıldı. “Öğretmenim çok zengin olursak zaten mutlu oluruz, başarılı olursak da mutlu oluruz.” yanıtlarıyla birlikte an durdu, ders durdu. Öğrencilerle uzun ve derin bir paylaşım başladı. Tabii, kime ne kadar geçebildiyse…

 


  • 0
Cute friends sitting on the floor of classroom and doing schoolwork

Zordur 5. Sınıf Öğretmeni Olmak

Etiketler :

Yazar: Feyza Demir

Kategori: Konuk Yazar , Tümü

Zordur 5.sınıf öğretmeni olmak.

Öyle sınıfa girip her şeyi istediğiniz gibi bulamazsınız. Derse hemen bir önceki ders nerede kalmıştık diyerek başlayamazsınız. Teneffüs yeni bitmiştir. Ama 5.sınıf çocuğu oyun çocuğudur. Onun içindeki ders zili daha çalmamıştır. Suyunu içecek, fırsatını bulursa bir iki arkadaşı ile bir sonraki teneffüste ne yapacağını planlayacak, otomattan bir şeyler alacak, dolabına uğrayacak, bir önceki ders eşyalarını bırakacak hala vakti varsa ki çoğu zaman yoktur ders eşyalarını alacaktır. Ama öğretmen sınıftadır. Geç kağıdı almamak için size türlü bahanelerini kapı ağzında bir nefeste sıralayacaktır.

5.sınıf öğretmeni olmak TV’de canlı yayına çıkmak, ana haber bültenine bilir kişi olarak bağlanmak gibidir.

Her an her şey olabilir. Diyelim ki tüm öğrenciler içerde ve ders başlamıştır. Her an bir tanesi sandalyesinden düşebilir, kafasını arka duvara çarpabilir, açık pencereden sınıfa giren arıdan korkup avaz avaz bağırabilir, tuvalete gitmek isteyebilir, acıkabilir, sırasının altından bir şeyler çıkarıp kemirebilir, ayağa kalkıp yanınıza gelebilir, size arkadan sarılabilir, öğretmen masasının altına saklanıp sizi korkutabilir, o gün giydiğiniz kıyafetinize yorum yapabilir, aynı anda bir veya bir kaçı soru sorabilir, onu duymazsanız size küsebilir, size saat kaç veya ders ne zaman bitecek diye sorabilir ve en güzeli size, sizi sevdiğini gösteren bir resim çizip çantanıza bırakabilir.

5.sınıf öğrencisi hassastır.

Anlamadığı zaman üzülür, yapamadığını hissederse küser, dersi ve sizi sevmediğini saklamaz hemen söyler. Sorumluluklarını bildiği halde işine gelmediği için birçoğunu erteler sonra da unutur. Bir sözünüz hatta bir bakışınızla O öğrenciyi kazanabilir ve dikkat etmezseniz kaybedebilirsiniz. Gerekirse her ders ilk tanıştığınız sene başı dersine döner, kuralları tekrar hatırlatır, bir film fragmanı gibi çabucak konuyu toparlayıp günümüze dönersiniz. Bu gel git, kısa zaman aralıklarında sürekli kendini tekrar eder.

5.sınıf öğrencilerine her konuyu öyle hemen anlatamazsınız.

Önce bir oturup düşünmeniz, üzerine çalışmanız hatta aynı seviyeye giren öğretmen arkadaşınızla çoğu zaman bir soruyu enine boyuna masaya yatırmanız gerekir. Kendi zamanımızda kullandığımız yöntemlerin ötesine geçmeli, günümüz imkanlarından kesinlikle yararlanmalısınız. Öğrenciye orada ne amaçla olduğunu, hem birey olarak hem de sınıf arkadaşları ile çizdikleri “büyük resmin” bir parçası olduklarını her zaman hissettirmelisiniz.

5.sınıf öğretmeni bir orkestra şefidir.

Çok sesli bir koroyu her ders sahneye çıkarır. Enstrümanlar çoğu zaman akordsuzdur. Aykırı sesler her zaman vardır. Provalı olsun olmasın o şarkı çalınır. Konuyu ve özellikle o soruyu kavraması için tüm öğrencilerine fırsat verir, şans tanır. Düşünmesi ve sorgulamasına yönelik ortam hazırlar, strateji geliştirmesi için onlara yön verir. Hata yaptığında hemen tebrik eder, hatalı olduğunu fark ettiği ve bunu tüm sınıfla paylaştığı için takdir eder. Bu şekilde hata yapmaktan çekinmeyen ve hatası üzerine düşünerek doğruyu kendi kendine bulan öğrenciler yetiştirebilir.Öğrenci o gün sınıftan mutlu ayrılırsa ertesi gün yine size ve dersinize mutlu gelecektir.

5.sınıf öğretmeni bir sihirbaz olmalıdır.

Cebinden olmasa da zihninden her an bir sihirli değnek çıkarabilmeli, doğru zamanda doğru öğrenciye dokunabilmelidir. Problem çözmek öğrenci için bir “problem olmamalı”dır. Öğretmen, her soru için farklı çözüm yöntemleri yaratmalı, alternatif fikirlere açık olmalıdır. Hayal aleminde sınır tanımamalıdır. Doğru bir dille verilen yönergelerin ardından 5.sınıf öğrencilerinin neler ürettiklerine şaşırmamalıdır. Hazırladığınız çalışmanın nasıl şekil aldığını görmek, düşünemeyeceğiniz zenginlikte fikirlerle dolup taştığını keyifle izlemek onca yorgunluktan sonra size kalan en büyük mutluluktur.

5 TAM’DAN 3 BÖLÜ 7 NASIL ÇIKAR?

IMG-20170315-WA0004

Bu soru üzerine tartışırken yazılan bu yazının nihayetine gelecek olursak evet 5 tam sayıdan 3/7 kesrini nasıl çıkarırsınız? Siz çıkarıp bir güzel ispatlarsınız ama yavrucanlar ne kadar anlar? Ezberlemeden, mantığını kavrarlar mı? En iyi çözüm yöntemi diye bir şey yoktur. Sınıfta bu soru üzerine şu çözüm yöntemleri geliştirilmiştir:
ŞEKLİNİ ÇİZ Bir soruyu çözemesen de anladığın kadarı ile şeklini çiz. Yaptığın çizim emin ol sana yön verecektir. 5 tam çiz, bir tanesini 7 eş parçaya böl, 3 parçasını sil. Geriye kalanlar 4 tam ve 4/7 doğru cevaptır.
CİN GİBİ OL 5 tam olan sayıyı 4 tam 7/7 gibi yaz. O zaman çıkarma işlemi yaptığında 4 tam sana kalır. 7/7 den 3/7 çıkınca cevap karşındadır.
TEST MANTIĞI Tam sayılı kesri bileşik yaparken tam sayı ile paydayı çarpıp payı ekliyoruz ya bu da tam tersi payı ekleme çıkar. 5 çarpı 7 35, 35 eksi 3 32. Cevap 32/7 yani 4 tam 4/7.
TEDAVİ EDELİM 5 tamın paydası yok. Hemen paydaya 1 yazarak tedavi edelim. Paydalar eşit değil. Paydaları eşitleyelim. Eşit paydalı kesirlerle çıkarma işlemini yapalım. Cevap 32/7 yani 4 tam 4/7.
SON ŞANS İlk yöntemde şeklini çizerken tamı 7 eş parçaya bölmüştük ya şimdi bunu tüm tamlar için yapalım. Tam sayılı modeli bileşik kesir modeline çevirelim. Elimizde 1/7 kesrinden 35 tane var. 3 tanesibi boyayalım ve çıkaralım. Kalanların hepsi bizimdir. 32 tane 1/7. Cevap 32/7 yani 4 tam 4/7.

Öğrenciler de aynı bu çözüm yöntemlerinde olduğu gibi farklı düşünme yapılarına sahipler. Siz onlara inanır ve güvenirseniz onlardan iyi şeyler beklerseniz, iyi şeyler görürsünüz. Öğrenciye bir şey anlatmak, öğretmek değil önce ruhuna dokunmakta maharet. O göz bebeğinin içini aydınlatabilmek. Başını önüne eğerken kaldırıp hep öyle tutabilmek. Sevmek ve karşılıksız sevilmek. Paylaşmak, paylaştıkça çoğalmak. Ve her gün yeni bir şey öğrenmek, öğretirken öğrenmek…

“BASMADIĞINIZ MERDİVENLER YARIN ÜZERİNE ÇIKAMAYACAĞINIZ TEPELER OLARAK SİZE GERİ DÖNER.”

Yazar hakkında: https://www.linkedin.com/in/feyza-demir-149990108/


  • 0
Basic CMYK

Singapur Gümbür Gümbür

Etiketler :

Yazar: Erim Koçyiğit

Kategori: Tümü , Yöntem ve Teknikler

Bu yazı daha önce: https://medium.com/@egitimbilimleri adresinde yayınlanmıştır.

Bir süredir yurdumuzda konuşulan PISA sonuçları pek çok farklı perspektif ve veri sunuyor. Örneğin OECD ortalamalarının hayli üstünde Singapur yer alıyor, tüm testlerinde 1. Sırada.

Peki bu nasıl olabilir?

Eğitime etki eden tek değişkenin okul ve öğrenci olmadığına inanan bir kişi olarak kısa bir araştırma yaptım. Elbette eğitimin etkilendiği tek şey olmadığı gibi etkilediği de sadece kendisi değil. Kısacası eğitim hem besleyen hem beslenen bir sistem, zaten sistem olması böyle olmasını gerekli kılıyor.

Şimdi Singapur’un başka verilerine de bakalım;

Kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasıla 2015 yılında 51.855,08 dolar

2016 Küresel Rekabet Endeksinde 2. Sırada

2016 Dünya Üniversite sıralamasında;

  • QS’e göre ilk 100 de 2 üniversite (12. ve 13. Sıra)
  • THE’ya göre ilk 100 de 2 üniversite (26. ve 55. Sıra)
  • ARWU’ya göre ilk 100 de 1 üniversite (83. Sıra)

En az iki dil bilenlerin oranı %73,2, İngilizce bilenlerin oranı %36,9 (anadil Mandarince %34,9)

EF English Proficiency Index’e göre 72 ülke arasında 6. Sırada, 2015 Toefl ortalama puanı 97

Öğrencilerin %44,7 si okula taşıma ihtiyacı olmaksızın yürüyerek gidiyor

Global İnovasyon Endeksi’ne göre 128 ülke arasında 6. Sırada

2014 yılındaki cinsiyet eşitliği raporuna göre 155 ülke arasında 13. Sıra ile en iyi Asya ülkesi

2011 Pirls’e göre 1. sırada

2015 Timms’e göre 1. sırada

Bunlar ve pek çok değişkenin eğitim ile bağlantısını kurmak mümkün. Bu ilişkilerin pek çoğu için anlamlı ilişkiler de kurabileceğimiz aşikar. Buradaki değişkenler açısından ülkemizin mevcut durumunu değerlendirebiliriz.

Sıralamalarımız hakkında oturup dövünmeye devam mı edeceğiz? Yoksa kafamızı kuma gömüp, değerlendirmelere dahil olmama yoluna mı gideceğiz? Ya da sanki bilmiyormuşuz gibi “PISA tek başına gösterge olamaz.” demeye devam mı edeceğiz?

 

Kaynakça

https://www.ets.org/s/toefl/pdf/94227_unlweb.pdf

http://www.ef.com.tr/epi/regions/asia/singapore/

http://www.oecd.org/pisa/pisa-2015-results-in-focus.pdf

http://www.oecd.org/pisa/

https://www.gunesintamicinde.com/oecd-pisa-sonuclari-ogrencilere-sorulan-sorular-ulkelerle-karsilastirmalar/

http://www3.weforum.org/docs/GCR2016-2017/05FullReport/TheGlobalCompetitivenessReport2016-2017_FINAL.pdf

https://www.timeshighereducation.com/world-university-rankings/2016/world-ranking#!/page/0/length/25/locations/SG/sort_by/rank/sort_order/asc/cols/stats

http://www.shanghairanking.com/ARWU2016.html

http://timssandpirls.bc.edu/pirls2011/downloads/P11_IR_Chapter2.pdf

http://timss2015.org/wp-content/uploads/filebase/full%20pdfs/T15-International-Results-in-Science.pdf

http://www.singstat.gov.sg/docs/default-source/default-document-library/publications/publications_and_papers/GHS/ghs2015/ghs2015.pdf

https://www.globalinnovationindex.org/analysis-indicator

http://www.straitstimes.com/singapore/singapore-is-top-asian-nation-for-gender-equality-un-report

http://www.tradingeconomics.com/singapore/gdp-per-capita


  • 0
C4sLOxyW8AEB8Eh

ACIK uçlu soru nedir? Açık uçlu soru nedir? Uzun cevaplı soru nedir? Kısa cevaplı soru nedir?

Yazar: Erim Koçyiğit

Kategori: Ölçme Değerlendirme , Tümü

Bu yazı daha önce: https://medium.com/@egitimbilimleri adresinde yayınlanmıştır.

ÖSYM, 5 Ocak 2017 tarihinde uzun süredir telaffuz ettiği, üniversite giriş sınavında açık uçlu soru kullanma ile ilgili yapılan planlamayı soru örnekleri ile paylaştı. Detayı şurda http://bit.ly/2iDLfnq ve şurda http://bit.ly/2i11tX0

Buna göre 2017 LYS’lerde sorulacak açık uçlu soruların dağılımı şöyle olacak:

LYS-1 (Matematik): Matematik Testi (3)

LYS-2(Fen Bilimleri): Fizik Testi (1), Kimya Testi (1), Biyoloji Testi (1)

LYS-3 (Edebiyat-Coğrafya): Coğrafya (1), Türk Dili ve Edebiyatı Testi (2)

LYS-4 (Sosyal Bilimler): Tarih Testi (1), Coğrafya Testi (1) ve Felsefe Grubu ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Testi (1)

LYS-5 (Yabancı Dil): Yabancı Dil Testi (3)

Belirtildiğine göre; 2017- Lisans Yerleştirme Sınavlarında (2017-LYS) yer alacak açık uçlu soruların cevapları, adaylar tarafından ilgili kutucuklara yazılıp kodlanacak. Cevap kâğıdına kodlama yapmayan adaylar, ilgili soruya cevap vermemiş sayılacak. Kısa cevaplı soruların değerlendirilmesinde doğru cevap sayısından yanlış cevap sayısının dörtte biri çıkarılmayacak.

Şimdi biraz işin arka planını ve alt yapısını ele alalım.

Açık uçlu soru ve kısa cevaplı soru nedir?

Açık uçlu soru Özçelik (1998) tarafından uzun cevaplı yazılı sınav tanımı içerisinde kullanılan soru formudur. Bu soru formunda öğrencinin kendisine yöneltilen soruyu okuyup neyin sorulduğunu anlaması, sorunun cevabını düşünüp bulması ve bulduğu cevabı düzenli bir biçimde organize ederek yazması gerekmektedir. Dolayısıyla soruların yanıtı da genellikle bir kelime, bir sayı veya bir cümle kadar kısa olmamaktadır.

Kısa cevaplı soru formu ise uzun cevaplı soru formunun değerlendirmesindeki sakıncalarını ortadan kaldırmak/azaltmak için geliştirilmiştir. Bu soru formunun özelliği, öğrenciye cevabın bir kelime, bir sayı veya bir cümleden kısa olan sorular sorulması ve öğrenciden cevabı düşünüp bulması ve yazmasının beklenmesidir. Öğrenci yine uzun cevaplı sorulardaki gibi düşünüp cevabı bulmalıdır. (Özçelik, 1998)

Her ne kadar çoktan seçmeli soruların sadece alt taksonomik düzeylerde öğrenmeleri ölçebileceği ifade edilse de yeterince iyi hazırlandığı takdirde çoktan seçmeli sorularla da üst düzey becerilerin ölçülmesi mümkündür. Bu bakımdan ise en avantajlı olan soru tipi uzun cevaplı soru tipidir. Tüm ölçme ve değerlendirme aracında olduğu gibi bu araçların da avantaj ve dezavantajları, hata kaynakları, bir diğerine göre üstünlükleri bulunmaktadır. Bunları okumak incelemek isteyenler kaynakçada yer alan kitap ve yayınlara bakabilirler. Bu yazının kalanında ise bu araçların bu özelliklerine değil, mevcut haliyle kullanılmasının olası sonuçlarına değinmeye çalışacağım.

ÖSYM tarafından 2017 LYS sınavlarında benzerlerinin kullanılacağı belirtilen soru formları incelendiğinde bunların yukarıda açıkça belirtilen uzun cevaplı soru formunda olmadığı görülmektedir. Evet, sorular kısa cevaplı soru formundadır. Ancak sorular ÖSYM’nin yıllardır tecrübe ederek ustalaştığını düşündüğümüz(?) çoktan seçmeli sorulardan bile daha alt düzeyde, neredeyse sadece hatırlama düzeyinde ölçümler yapan bir niteliktedir. Elbette zaman içerisinde ÖSYM bu soruları daha nitelikli hale getirme konusunda ilerleyebilir. Yeniden mevcut duruma dönersek mevcut uygulamanın yaratabileceği sıkıntılar başlıklar halinde şöyle ele alınabilir.

1- Sorulan soruların yanıtları sadece 3 basamaklı ve rakamsal veya en çok 10 harfli tek sözcük biçiminde olacaktır. Bu durum otomatik olarak sorulabilecek soruları içerik bakımından ve buna bağlı olarak da taksonomik açıdan alt düzeye çekebilmektedir.

2- Yanıtlayıcılar, soru yanıtlarını verili optik alanlara kodlayacaklardır. Kodlanan ile anahtarlanmış yanıt eşleştiğinde tam puan alacaktır.

· Yanıtı bulmak yetmez, kodlama yapılmazsa, yanıtlar geçersiz sayılacaktır.

· Kodlama sırasında sütun ve satırlar doğru takip edilmek zorundadır. Kaydırma yapılmamalıdır. Aksi halde anahtarlanmış yanıtla eşleşmeyecektir.

· Alfabemizde birbiri ile çok yakın harfler bulunmaktadır. SŞCÇIİOÖUÜGĞILEFVY. Bu harfleri içeren yanıtlarda harfin görme bozukluğuna ve/veya dikkatsizliğe/yoğunluğa bağlı yanlış işaretlenmesi halinde anahtarlanmış yanıtla eşleşmeyecektir.

· Yazımı sıklıkla yanlış yapılan, hatta doğru bilinen yanlışlar tarzında sözcüklerin (kıral/kral, tırafik/trafik, davranışcı/davranışçı, meristem/merisitem vb.) yanıt anahtarı olması halinde ölçülen özellik bilginin kendisi değil bilindiği formu olacaktır. Bu anahtarlanmış yanıtla eşleşmediğinde puan alınamayacaktır.

· Şive bakımından farklı sözcüklerin yanıt anahtarı olması halinde öğrenci yanıtı anahtarlanmış yanıtla eşleşmediğinde puan alınamayacaktır. ( seyirmek = titremek, çığırmak = bağırmak)

3- Sistem sadece anahtarlanmış yanıtı baz alacak biçimde düzenlendiğinden kısmi puanlama ve yukarıdaki olası hata kaynaklarını puanlamaya yansıtma açısından dezavantaj yaratacaktır.

4- Soruların test formu içerisinde konumlandırılması ne olursa olsun, bu soru formu ve uygulama şekli, dikkat, yorgunluk, kodlama pratiği gibi değişkenlerin, öğrenmelerin ölçülmesine, geçerlik ve güvenirlik bakımından daha fazla olumsuz etkide bulunacaktır.

5- Her bir sorunun yanıtlama süresinde, yanıtların kodlanarak alınmasının, dikkate alınmaması halinde (bazı sorularda kelimeler 10 harf kodlama gerektirirken, bazılarında 1 rakam kodlanacaktır.) öğrencilerin kodlama hızları ve pratikleri de bir değişken olarak değerlendirmeye dahil edilmiş olacaktır.

Bütün bunlar, ölçme aracının hazırlanmasında dikkat edilmesi gerekenler ile aynı derecede önemlidir. Ayrıca araçların birbirlerine üstün yanlarına ise girmediğimizi hatırlatırım. Dolayısıyla mevcut hali açık uçlu veya kısa cevaplı soru değil de ACIK uçlu soru olarak niteleyebiliriz.

Bunun yanı sıra çoktan seçmeli soru formunun bunca zamandır kullanılmasının da belirli nedenleri var. Örneğin İngiltere’de örneği olan ve kısa cevaplı sorular kullanılan seçme sınavında sistemi olması gerektiği gibi kurguladığınızda 10 000 kişinin girdiği bir sınavın değerlendirilmesi 1 ay kadar sürebiliyor. 2 000 000 kişi ile süreyi siz hesaplayın. Elbette bunu aşmak yapay zeka kullanan sistemleri devreye sokmak veya bu tip sınavlarda kritik öneme sahip değerlendiricileri/puanlayıcıları yetiştirmek ve çoğaltmak mümkün ya da merkezi sınavlardan vazgeçebiliriz, çok sayıda örneği var dünyada; ancak mevcut halde bunların hiçbirini göremediğimiz açık.

Hiçbir şekilde çoktan seçmeli soru yanlısı olmadığım gibi, her ne şekilde olursa olsun ölçme ve değerlendirme işlemlerinin bilimsel, olması gerektiği gibi önce geçerli ve güvenilir sonra kullanışlı olmasına önem verilmesi gerektiğini benimsiyorum. Yukarıda bahsettiklerimin ise bu noktada hayli soru işareti barındırdığını, hatta bazı açılardan olumsuzluk taşıdığını gözden kaçırmamak lazım.

ÖSYM tarafından başlatılan ve uzun zamandır beklenilen bu girişimi, mevcut haliyle yetersiz, uygulama pratiğinden uzak, bilimsel veriler ve araştırmalarla desteklenmemiş (en azında açıklanmış), pilot uygulaması yapılmamış riskli bir girişim olarak görüyorum.

Ufak ama olumlu olarak değerlendirilmekte olan bu girişim, umarım eğitim sistemini büyük ve tehlikeli yeni bir girdaba sürüklemez.

Kaynaklar

Özçelik, Dr. Durmuş Ali. (1998). Ölçme ve Değerlendirme. ÖSYM Yayınları, Ankara.

Tekin, Doç. Dr. Halil. (1991). Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme. Ankara. Yargı Yayınları.

Turgut, Prof. Dr. M. F. (1997). Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme Metotları. (10. Baskı). Ankara: Yargıcı Matbaası.

Özçelik, Dr. Durmuş Ali. (1989). Test Hazırlama Kılavuzu. ÖSYM Yayınları, Ankara.


  • 0

Düzgün ve Mutlu İnsan Yetiştirmek

Yazar: Gülsemin Ergün Kucba

Kategori: Tümü

Cuma yarım günlük eğitimden ve törenden sonra karne alacak öğrenciler on beş günlük yarıyıl tatiline çıkma telaşındaydı. Cep telefonum çaldığında tören için odadan çıkmak üzereydim, telefonu açamadım.  Odaya döndüğümde telefonu elime aldım, arayan ablamdı. Geri aradığımda karşıma çıkan bu yıl okullu olmanın mutluluğuyla dolup taşan yeğenimdi. “Teyze bugün karne aldım. Hemen buraya gelmelisin. Anaokulunda aldığım karne gerçek değildi amaaaaaa bu gerçek. Biliyor musun? Sana karnemi göstermeliyim.” diyen bir yeğen tabii ki reddedilemez. Hemen ertesi sabah kahvaltıya ablama gittim. Ablam “Teyzen kahvaltıya gelecek, hadi bana yardım et!” dediğinde  “Ohhhhhh mis teyze. Teyze gibisi yok.” diyen Batuhan kapıyı açtı. Hemen üstüme atlayarak heyecanla anlatmaya başladı. “Karnemi görmeye geldin değil mi? Gel sana karnemi göstereyim.” Ben de bir taraftan şaşkınlıkla karne ne ara bu çocuğun hayatında bu kadar önemli bir yer tutar oldu, diye düşünüyor bir taraftan da “Teyzecim, ben seni görmeye geldim. Seni çok özledim onun için geldim.” diyorum. Cevap kendinden büyük. “Evet, epey zaman olmuştu görüşmeyeli.” Kahvaltı hazırlığı sürerken Batuhan elinde birkaç dosyayla yanıma geldi ve “Teyze bak, karnem. Hem de gerçek. Anaokulundaki karnem gerçek değildi.” Bu kıyası neye göre yaptığını merak ettim.

-Nereden biliyorsun anaokulundaki karnenin gerçek olmadığını?

-Annem söyledi.

-Bak teyze, karnem çok güzel değil mi? Ben başarılı bir çocuğum, çalıştım çünkü değil mi?

-Peki, mutlu musun teyzecim?

Kocaman gülen gözlerle bakarak,

-Evetttttttt, mutluyum.

-Peki teyzecim sence başarılı olmak mı daha önemli mutlu olmak mı?

Belli bir süre düşündü ve “İkisi de.” diye cevap verdi.

-Teyzecim, biri daha önemli olsaydı hangisini seçerdin?

-Başarılı olmak.

Daha birinci sınıfın birinci dönemini tamamlamış bir öğrenci başarı odaklı hale gelmiş. Düne kadar oyun, eğlence, hikayeler, hayal gücü….. Beynimde bir uyuşma. “Teyzecim, mutlu olmak  başarı olmaktan daha önemlidir. Mutlu olan insanlar zaten başarılıdır. Biz seni çok seviyoruz ve her zaman da seveceğiz unutma.” Kocaman bir sarılmanın ardından ve biraz da düşündükten sonra “Olabilir teyze.” cevabı geldi.

On yedi yıldır eğitin dünyasının içindeyim ve hep özel sektörde çalıştım. Farklı sivil toplum kuruluşlarında görev alarak milli eğitimde çalışan öğretmen arkadaşlarımla da bir araya gelme, farklı okullarda gözlem yapma fırsatı buldum. Bu bağlamda eğitime ilişkin gözlemlerim sadece özel sektörle ilgili değil. Biz eğitimciler ya da eğitim çocuklara ne yapıyor ki, çocuklar hayatının odağına “başarı” sözcüğünü alıyor ve liste başı yapıyor. Sonra oynadıkları oyunlarda birinci olamayınca mutsuz olan, 85 alınca sınıfta ağlayan, herhangi bir soruya verdiği cevap doğru olmayınca suratı düşen, arkadaşlarından her söylediğine ilişkin onay bekleyen çocuklar…. Ve mutsuz çocuklar. Başarı peşinde koşarken minneti, sabrı, yardımlaşmayı, paylaşmayı… unutan “ben” odaklı çocuklar. Biliyoruz ki, bu çocuklara şekil veren önce evdeki eğitmen. Anne ve baba. Bir çocuğun  kişiliği anne rahmine düştükten sonra gelişmeye başlıyor, altı yaşında zirve yapıyor  “anneliğin kutsallığı” işte tam da  bu noktada devreye giriyor. Hamuru karılmış, yoğrulmuş çocuklar ilkokulda sınıf öğretmenine teslim ediliyor. Ebeveyn elini çocuğun üzerinden bir nebze çekebilirse öğretmen çocuğa erişebiliyor. Bazen de mutlu ve ailesi tarafından her özelliğiyle kabul görmüş, farklılıklarıyla kabullenilmiş çocuklar okul sıralarıyla tanışınca kendilerini dışlanmış ve başarısız hissedebiliyor. Her çocuktan aynı becerileri aynı düzeyde geliştirmesini istemek ne kadar da büyük bir haksızlık. Hele ki çocukları birbiriyle kıyaslamak… Bir çocuğun başarısını kendi içindeki gelişimini gözlemleyerek belirlemek gerekir. Çocukların hangi alanlarda becerileri olduğunu belirlemek ve bu becerileri geliştirmeye yönelik çocukları desteklemek eğitimcilerin asıl işi olmalıdır. Tabi bu seçimleri yapması gereken yine çocuktur. Eğitimciler eğitimi çocuklara göre şekillendirmeli, ihtiyaçları ve hedefleri çocuklara göre belirlemelidir. Eğitim, çocuktan öğrenilir. Bütün bunları yaparken de hem ebeveynler hem de eğitimciler olarak çocuklara olası gerektiğini düşündüğümüz biçimleri vermekten vazgeçmeli, çocukları doğaların

a ve doğal gelişimlerine uygun olarak yetiştirip onların mutlu bireyler olmalarını sağlamaya çalışmalıyız. Her çocuğun farklı olduğunu bilerek ve özellikle de bu farklılıkları var olduğu biçimleriyle kabul ederek, onlara saygı duyarak hareket etmeliyiz. Yetişkinlerin yapması gereken tek şey, çocukları görmek, duymak. Çocuklar en saf halleriyle her yerde dillenir bizlere. Yeter ki, duyalım.

Anne ve babası tarafından yeterince zaman ayrılmayan, okulda beklenen başarıyı elde edemediği için eleştirilen ve arkadaşları tarafından dışlanan veya zorbalığa maruz kalan; disleksi, sinestezi, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar sadece fark edilmeyi, değer görmeyi, oldukları gibi kabul edilmeyi bekliyor. Bu çocuklar kimimizin öğrencisi kimimizin evladı. Bu çocukların bazıları içine kapanırken bazıları hayali arkadaşlar edinerek sorunlarıyla baş etmeye çalışırlar. Görülmeyi, duyulmayı bekleyerek.

Çocukların gözünden okulu, eğitimi, aileyi ve ilişkileri anlatan eserlerden birkaçını okumanızı tavsiye ederim.

Sevgi Saygı; Şimugula

Irina Korschunow; Hanno ve Küçük Ejderha

Eylül Deniz Yücedağ; Dans Eden Kelimeler

 

Gülsemin Kucba


  • 0
Obsessive man laying on grass, perfection

Mükemmeliyetçi Ebeveynler

Yazar: Mehmet Öznacar

Kategori: Konuk Yazar , Tümü

Midelerde kramplar, nefes almada güçlükler, baş ağrıları ve baş dönmeleri sınav kaygısı ile uykuya hasret kalan çocuklar ve ebeveynler, akademik başarı ve çoktan seçmeli soruları odaklanmış bir yaşam ve hızla ilerleyen bir zaman, döngü haline gelen sınavlar… TEOG, YGS, LYS…

“Devamını Oku”


  • 0
DI_Header

Bir Matematikçi Gözünden Destination Imagination

Yazar: Tonguç Özdaş

Kategori: Konuk Yazar , Tümü

Bir eğitimci olarak en sıradışı deneyimimi bir kaç yıl önce yaşadım. Bir özel okulda matematik öğretmeni olarak çalışıyorum. 3 sene önce 12. sınıfa devam eden görme engelli bir öğrencim oldu. Bu gruba genellikle grafik okuma ve geometrik anlam üzerine kurulu bir eğitim planlamıştık. Ancak görme engelli öğrencim, 12. sınıfa kadar görsel olan bütün konulardan muaf tutulmuş ve sadece cebirsel ve aritmetik üzerine kurulmuş bir eğitim almıştı.

Bütün bu grafikleri ve görsel konuları ben öğrencime nasıl öğreteceğim,ne yapacağım diye kara kara düşünüyordum. Daha doğrusu bütün bunların imkansız olduğuna inanıyordum. Görme engelli bir öğrenci, mutlak değer fonksiyonun grafiğini nasıl çizebilecekti. Verilen grafiğe bakarak bir fonksiyonun hangi noktada süreksiz olduğunu nasıl anlayacaktı.

“Devamını Oku”


  • 0
4

ABİDE’den haberin var mı?

Milletçe ulusal sınavların duygu hezeyanı içerisinde çalışıyoruz öğretmeni, velisi, okul idarecisi, öğrencisi hep sınav sonucu ne oldu? Kaç puan oldu? Kim nereye yerleşti? Okul ortalaması ne? sorularının peşinde dümensiz bir gemide sürüklenip duruyor. Dolayısıyla insanlar Google da harıl harıl puan sonuçları, sayısal bilgiler, sonuç, yerleştirme anahtar kelimeleriyle binlerce arama yapıyor. Pek çoğu bunun farkında olan uyanıkların yarattığı geçersiz sitelere kapağı atıyor. Kimisi işinin ehliyse en azından geçerli veriye ulaşmayı başarıyor. Merkezi ortak sınavlar (TEOG) ile ilgili sayısal bilgilere nereden ulaşılır?

“Devamını Oku”

  • 0
College_Prep_Harkness_Table

Üstün Yetenekli Çocuk, Anne-Baba ve Öğretmen İlişkisi

Yazar: Mehmet Öznacar

Kategori: Konuk Yazar , Tümü

child-776427_960_720Sabır

Üstün yetenekli çocuklar bazen sınırlarınızı zorlayacak şekilde sorgulayıp, eleştirip, sorular sorarak sabrınızı test edebilirler. Ebeveyn olarak birlikte oluşturduğunuz kurallara uymayan gözlemlenebilir davranışlar sergilediklerinde sabırsız davranıp taviz vermek, diğer kurallardan da taviz alabileceğini düşündürür. Eğer birlikte hazırlanmış bir kural varsa, çocuğa açık ve net bir şekilde anlatılmış, öğrenildiğine dair geri bildirim alınmış ise bu kuralın gerekliliği sabırlı bir şekilde tekrar izah edilmeli ve her zaman uygulanmalıdır.

“Devamını Oku”

  • 1
maxresdefault (1)

Odak Sapması

Yazar: Erim Koçyiğit

Kategori: Ölçme Değerlendirme , Tümü

“Ölçme değerlendirme=?” yazısında değerlendirmeye ilişkin öğretmenlerin görüşleri hakkında kısa bir giriş yapmıştım. Yazıda olumsuz algının nedenleri arasında değerlendirme sonuçlarının hangi amaçla nasıl kullanıldığının etkisinden bahsetmiştim. Şimdi bu konuyu biraz açalım.

Değerlendirme hangi amaçlarla yapılır?

“Devamını Oku”

ARAMA

TWITTER